ARŞİV — KASIM 2025

KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025
KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025 KASIM 2025
25 KASIM SALI

ÇALIŞMA MASAM

Çalışma Masası Günlüğü‘mde bugün çalışma masamı paylaşmak istedim.

 

Bir web site projesi üzerinde çalışıyorum.

 

  • Proje öncesinde tüm detaylar konuşuldu.

  • Fiyat teklifi yapıldı ve kabul edildi. Ön ödemeyi aldım ve çalışmaya başladım.

  • Öncelikle işletmeden, web sitesinin içeriği için ihtiyacım olan bilgiler edinildi. Bunlar işletme hakkında yazılı bilgiler, fotoğraflar, logo vb. tasarımlar gibi şeylerdi.

  • Web sitesinin taslağını hazırladım ve müşterime sundum. Üzerinde birkaç değişiklik yaptıktan sonra onay alındı ve tasarım süreci başladı.

  • Web Site Tasarımı sürecinde 3 örnek Ana Sayfa tasarımı yaptım ve sundum. Web site çalışmalarımda 3 örnek Ana Sayfa tasarımı sunmayı tercih ediyorum. Çalışma stilim bu şekilde. Sunduğum 3 Ana Sayfa tasarımından hangi stil beğenilirse, diğer sayfaları o stil üzerinden tasarlıyorum.

  • Şimdi Web Site Geliştirme sürecindeyim. 
21 KASIM CUMA

KAFEDE MACBOOK İLE HAVA ATMAK

Bu konuya değinmesem olmayacaktı. Ekşi Sözlük’te ara ara gündem olan, üzerine sayfalarca yazılan meşhur bir başlık var: “Kafede MacBook’u ile hava atan tip”.

 

Ben de uzun yıllardır bir iMac ve MacBook Pro kullanıcısı olarak bu konuya kendi penceremden bakmak istedim. Uzaktan bakınca bazı insanların “boş boş tuşlara basıyor, etrafa hava atıyor” diye düşündüğünü okuyorum, duyuyorum ama böyle bir şey gerçekten mümkün olabilir mi? Ayrıca insanlar ceplerinde bilgisayarın maddi değeriyle eşdeğer olan cep telefonları taşıyor.

 

Ülkece birbirimize karşı bu kadar peşin hükümlü olmamız, insanların oturma, kalkma, konuşma, çalışma şekilleri hakkında sürekli olumsuz düşünceler üretmemiz gerçekten çok garip.

 

Şehir dışına çıktığımız günler oluyor; örneğin eşimle yakın zamanda bir ay içinde birkaç kez Bursa ve Yalova tarafındaydık. Konaklamalı seyahatlerde çalışma saatlerimi otele dönüşe göre ayarlayabiliyorum ama günübirlik seyahatlerde durum farklı. Arada oluşan bir-iki saatlik boşluklarda bile bilgisayarı açıp çalışmam gerekebiliyor. Sadece şehir dışı da değil; yaşadığımız ilçede semt pazarı günlerinde eşimi pazara bırakıp, o alışverişini yaparken benim bir kafeye geçip 1-2 saat işlerimi toparlamam, sonra onunla buluşup eve dönmemiz gayet olağan bir rutin. Ya da evde misafir ağırlama durumu olduğunda, yoğun çalışma temposu içinde odaklanabilmek için evden ayrılmak zorunda kalabiliyorsunuz. Evden çalışanlar bu durumu ve zorunluluğu çok iyi anlayacaktır.

 

Şu an elimde dört tane aktif web site projesi var. Yarın kişisel sebeplerle acil bir yere gitmemiz gerekse, öncelikli durağımız olan feribotta bile o 30 dakikayı çalışarak değerlendirmeliyim. Çünkü sadece yeni projeler değil, geçmişte tamamladığım işlere de destek veriyorum ve olası bir problemde anında müdahale etmem gerekiyor. Bu yüzden kaldırım taşı, parkta bir bank, otobüs durağı veya Marmaray fark etmeksizin her yer ofise dönüşebiliyor.

 

Aklıma gelmişken; yıllar önce yine böyle negatif söylemlerde bulunan bir arkadaşımı yanıma oturtup “Bakalım yaptığım işe ne kadar dayanabileceksin?” demiştim. İşleri gösterip çalışmaya başladıktan sadece beş dakika sonra sıkılıp yanımdan kaçmıştı.

 

Sonuçta insanlar ne düşünecek diye, sırf dışarıda kullanmak için yanımda 15 kilogramlık, şarjı fişten çekince 3 dakika dayanan bir laptop taşıyamam. İşin esprisi bir yana, bu cihazlar hava atmak için değil, sundukları performans ve pil ömrü gibi özellikler sayesinde işimizi her yerde yapabilmemizi sağlıyor.

 

Yani aşağıdaki ilk illüstrasyondaki gibi bir durum söz konusu değil. İkincisi doğru olabilir. 😊 

17 KASIM PAZARTESİ

MARKANIZIN LOGOSU VE WEB SİTESİ

Bir marka kurulum sürecinde, resmi prosedürlerin dışında marka kimliğini oluşturma süreci ile ilgili birkaç şey yazmak istiyorum.

 

Markaya ait isim belirlendikten sonra ilk durak genellikle logo tasarımı olur.

 

Fakat çoğu zaman, dijital olan, elle tutulamayan bir şeye para ödenmek istenmez. Geçtiğimiz senelerde Google ve benzeri arama motorları üzerinden arama yaparak bir görsel beğenilip, firma ismi eklenerek bir logo oluşturulup bunun kullanıldığını sıklıkla görüyorduk. Bu sebepten dolayı yasal olarak sıkıntı yaşayan çok firma oldu.

 

Şimdi ise bu süreci yapay zeka devraldı. Fakat unutmamak gerekir ki yapay zeka da aslında internetten bulduğu verilerle üretim yapıyor.

 

Markanın bir ömür o logoyu kullanacağı düşünüldüğünde, iyi bir tasarımcı ile çalışarak özgün bir logo ortaya çıkarmanın önemi büyük.

 

Diğer yandan web sitesi konusu var. Bazı markaların kurulum sürecinde ve ilk zamanlarda web sitesini ciddiye almadığını görüyoruz. Fakat profesyonel görünmek için ilk şartlardan birisi kesinlikle web sitesidir.

 

Web siteniz için kaydedeceğiniz alan adı, sadece bir adres değil, aynı zamanda kurumsal e-posta adresine sahip olmanızı da sağlar.

 

Son olarak LinkedIn, Facebook ve Instagram gibi sosyal medya hesaplarının varlığına değinmek gerekir. Bu hesapların profesyonelce oluşturulması, profil resimlerinden kapak görsellerine kadar her detayın titizlikle hazırlanması markanızın duruşunu tamamlar.

14 KASIM CUMA

“50 BİN TL'DEN AŞAĞISINA BİLGİSAYARI AÇMAM!”

Sosyal medyada yıllardır gördüğüm, okuduğum bu tarz yorumlar var.

 

Senaryo genellikle benzerdir: Genç bir tasarımcı veya yazılımcı, aldığı bir proje teklifi için fiyat sunacakken meslektaşlarından fikir almak ister. Veya bir yarışma düzenlenir ya da bir işletme sahibi, “şu kadar bütçem var, bu işi yaptırmak istiyorum” diye bir paylaşım yapar.

 

Sonrasında bu tür iddialı yorumları sürekli görüyorum. İlk başlarda bunları ciddiye alabilirsiniz ama işin aslı hiç de öyle değil.

 

Geçtiğimiz günlerde bir logo yarışması düzenlenmişti, ödülü 30 bin TL idi. Yorumlarda “30 bin TL’ye bilgisayarın power tuşuna basmam”“O paraya Adobe Illustrator’ı açmam” gibi onlarca yorum vardı. Ödül miktarının azlığı veya çokluğu ayrı bir tartışma konusudur, fakat bu tarz yorum yapan aynı kişinin başka bir gönderide 500 TL‘ye iş yaptığını gördüğünüzde ne düşünürsünüz?

 

Yine geçtiğimiz günlerde, web site tasarımı ile ilgili bir paylaşıma bu tarz yorumlar yapan birisinin profilini incelediğimde, 1500 TL gibi ücretlere web sitesi yaptığını görmem de bu durumun bir başka örneğiydi.

12 KASIM ÇARŞAMBA

ŞEHİR DIŞINDA KONAKLARKEN ÇALIŞMAK

Çalışma Masası Günlüğü‘mde freelance çalışmanın getirdiği esneklikten sık sık bahsediyorum. Bu esnekliğin en güzel yanlarından biri de lokasyon olarak bağımsız olabilmek. Ayda birkaç günümüz şehir dışında geçiyor; bazen bu geziler günübirlik olsa da, çoğu zaman birkaç gün konaklamalı oluyor.

 

Bu seyahatlerin bazıları iş, bazıları ise tatil amaçlı planlanıyor. Ancak benim çalışma tarzımda bu iki kavram her zaman iç içe geçiyor. İş amaçlı gittiğimizde bu aynı zamanda küçük bir tatil kaçamağı oluyor; tatil amaçlı gezilerimiz de her zaman işin bir parçası haline geliyor.

 

Çünkü laptopum her koşulda, her zaman yanımdadır. Gerçekten tatilde bile olsak, günün en az 5-6 saatini mutlaka çalışarak geçiriyorum. Ancak bu durumu bir zorunluluk veya şikayet edilecek bir yük olarak görmüyorum; bu, benim seçtiğim çalışma modelinin doğal bir parçası.

 

Bu sebeple, konaklayacağımız otellerde veya yerlerde ilk baktığım şey, çalışabileceğim uygun bir masanın olup olmadığıdır. Hatta konakladığımız yerden gün içinde uzağa gidecek olsak bile, laptopum mutlaka sırt çantamda olur. Ne de olsa anlık olarak müdahale etmemi gerektiren web siteleri olabiliyor.

 

Şehir dışında olduğumuzda akşam vakitlerini çok fazla dışarıda geçirmeyiz. O saatler, benim için günün en verimli olduğu ve asıl “gerçek mesaimin” başladığı anlardır.

9 KASIM PAZAR

KONSANTRASYON

Konsantrasyon, masa başında çalışan herkes için olmazsa olmaz bir şeydir.

 

Konsantre olabilmek için gerekli olan sessizlik ve huzur gibi şeylerin sağlanması gerekir.

 

Bazen konsantre olup çalışırken, en ufak bir dış müdahalede bölünmem sonucunda saatlerce tekrar bilgisayara oturamıyorum. Masa başında çalışmayan insanlar tarafından bu duruma pek anlam verilmez.

 

Çalışma disiplininden bahsederken en çok atlanan konulardan birisi konsantrasyondur. Bence disiplinin olmazsa olmaz ilk şartıdır.

 

Mesela ofis ortamında çalıştığım zamanlar konsantre olabilmek için ihtiyacım olan şeyler şunlardır:

  • Sessizlik (mümkünse özel bir oda),
  • Sırtımı duvara dayadığım çalışma ortamı.

 

Aslında bu ikisi benim için yeterlidir. Ülkemizde açık ofis dediğimiz, şirketlerin çoğunda bulunan, herkesin beraber çalıştığı ortamlarda çalışma veriminin düştüğüne inanıyorum.

7 KASIM CUMA

LINKEDIN

LinkedIn, aktif olarak kullanmaya çalıştığım ve her sektörden profesyonellerle iletişim kurabilme imkanı tanıdığı için mükemmel bulduğum bir platform. Fakat eleştirmek istediğim nokta LinkedIn’in kendisi değil, platformun mevcut kullanıcı kültürü.

 

Geçtiğimiz günlerde Ekşi Sözlük’te “LinkedIn’deki Samimiyetsiz Yazılar” başlıklı paylaşımları görünce, bu konudaki düşüncelerimi yazma ihtiyacı hissettim.

 

Platformda, sürekli aynı konular ve aynı cümle kalıpları etrafında dönüp dolaşan, tamamen beğeni ve yorum odaklı bir kitle var. Asıl sorun şu ki; bu kişilerin paylaşımları çok fazla etkileşim alıyor ve diğer insanlar da “görünür olmak” adına bu paylaşımlara yorum yapıyor. Bu durum, söz konusu paylaşımların daha da fazla etkileşim almasına yol açan ve sürekli büyüyen negatif bir döngüye dönüşmüş durumda.

 

Paylaşımların konuları da hep aynı; ya “Falanca şöyle bir paylaşım yapmış, sen kimsin?” gibi eleştiriler ya da “10 yıllık müşterim sürekli bana iş paslıyor, bu bana getirdiği 1 milyonuncu müşteri” veya “Kimse seni rütbenle değil, kim olduğunla, onlara nasıl davrandığınla hatırlayacak“ gibi samimiyetten uzak, klişeleşmiş kalıplar…

 

Böyle profesyonel bir platformda öncelikli olarak yapılması gereken şey “Ben neler yapıyorum, neler yaptım?” sorusunun cevabını sunmak olmalıyken, maalesef gündem bu değil. Bunun yerine, başkalarının kendi profillerinde fikir beyan ettiği paylaşımları eleştirerek etkileşim toplayan ve bu durumu bir kar topundan çığa dönüştüren bir kitle hakim.

4 KASIM SALI

MÜŞTERİLERİMİZİN HEPSİ TANIDIK OLDUĞU İÇİN...

Aynı ilde, ilçede, semtte uzun yıllar faaliyet gösteren işletme sahiplerinden bu cümleyi sık sık duyuyorum: “Bizim müşterilerimizin hepsi tanıdık olduğu için internet sitesine ihtiyacımız yok.”

 

İnternet sitesi dediğimiz şey, bu işletme sahipleri için neden böyle uzak-soğuk bir şeymiş gibi algılanıyor?

 

Eğer firmalarının bir internet sitesi olacaksa, dostane ilişkileri olduğu müşterileriyle ilişkilerinin zarar göreceğinden çekiniyor olabilirler mi?

 

Veya bu teknolojiye uzak olmak mı?

 

İnternet sitesi sadece müşteri bulmaya mı yarıyor?

 

Kim olduğunuzu, ne iş yaptığınızı, geçmişteki ve devam eden projelerinizi, iletişim bilgilerinizi size ait bir alan adında yayınlamak güzel bir şey değil mi?

2 KASIM PAZAR

YAPAY ZEKA

Yapay zeka artık hayatımızın her alanına girdi. Gelişerek daha nerelere gelebileceğini tahmin etmek zor. Çünkü bugün, geçmişte hayal edemeyeceğimiz noktalara erişti. Doğru kullanıldığında dünyayı ne kadar kolaylaştıracağı ortada.

 

Ben de işimde sıklıkla çeşitli yapay zeka araçlarını kullanıyorum. Bu durum akla şu soruyu getiriyor: Yapay zeka işimizi elimizden alır mı?

 

Bu sorunun yanıtları çoğunlukla şöyle oluyor: Eğer soruyu cevaplayan kişi o mesleğin profesyoneli ise “asla” diyor. Ama başka bir mesleğin profesyoneli ise diğer meslek için “evet, kesinlikle” diyor.

 

Tabi bu süreç bir anda oluşacak değil. Etkisi yavaş yavaş hissedilir. Konuya bir örnek vereyim. Mesela logo tasarımından bahsedelim. Geçtiğimiz yıllarda küçük işletme sahipleri bile bir tasarımcı ile anlaşıp logo tasarımı yaptırabiliyordu. Fakat günümüzde yapay zeka araçları ile bu işin yapılabilmesi ile belki %80 oranında iş hacmi küçüldü. Tabi ki işin profesyonelliği, özgünlüğü; getirebileceği yasal sorumluluklar ayrı bir konu ama insanlar en kolay ve en az maliyetli olana yöneliyorlar.

 

Aslında bu hepimiz için geçerli. Bakkal dükkanlarından alışveriş yaparken, şahıs marketleri açılmaya başlayınca onlara yönelip, sonrasında zincir marketler açıldığında onlara yönelmemiz gibi.