Çalışma Masası Günlüğü arşiv sayfasına hoş geldiniz!
Yeni projeler, beraberinde her zaman yeni bir heyecan getiriyor.
Freelance çalışmaya başladığımdan beri her yeni projede çok büyük bir heyecan yaşıyorum. Bunun sebebi aslında bilimsel olarak da açıklanabiliyor: Beyin, yeni ve bilinmez olana karşı dopamin salgılıyor. Yani yeni projeler, bize doğal bir motivasyon ve öğrenme isteği aşılıyor.
Fakat bu duyguyu tam zamanlı çalıştığım dönemlerde pek yaşayamazdım. Çünkü rutin iş temposu, sürekli aynı döngü içinde kalmak bu hissi bastırıyordu.
Proje süresince karşılaşılan çözülemeyen sorunlar, zorluklar ve kafa karışıklıkları da işin tatlı kısmı. Çünkü proje bittiğinde, o uzun uğraşların ardından yaşanan rahatlama ve huzur bambaşka oluyor. Zorluklarla dolu bir yolculuğun sonunda ortaya çıkan iş, insanın içini dolduran bir huzur bırakıyor.
Yeni bir yıla başlamayı çoğu insan gibi 1 Ocak’ta hissetmiyorum. Rakamların değişmesi bana bir şey ifade etmiyor. Benim için yeni yıl, yazın bittiğini anladığım o Eylül’ün ilk soğuğunda başlıyor.
Daha dün yaptığımız vapur yolculuğunda fırtınalı hava ve dalgalı deniz, bu hissi yeniden hatırlattı. Seferler iptal olmadan önce son vapura binmiştik ve yaklaşık bir saat boyunca büyük tehlike atlattık. O an anladım ki yaz tamamen bitmiş, yeni sezon başlamış.
Sahil kasabasında yaşayınca bu duygu daha da belirgin oluyor. Çünkü buradaki evlerin büyük çoğunluğu yazlık olarak kullanılıyor. Yaz sıcakları bittiğinde insanlar gidiyor, kalabalık çekiliyor ve aslında bizim için yıl da bitmiş oluyor.
Aslında yeni bir yıl başlamış oluyor da diyebilir miyiz? Çünkü insanlar gidince her yer bize aitmiş gibi oluyor.
Bu arada itiraf edeyim, ben de çok korktum. 😊
Büyük şehirlerde iş fırsatları her zaman daha fazladır. Nüfusun ve işletmelerin yoğunluğu, iş ilanlarının çeşitliliği ve sektörlerin gelişmiş olması sayesinde iş bulmak çok daha kolaydır. Özellikle kariyerinin başındaki insanlar için büyük şehirler, fırsatlar açısından adeta bir cazibe merkezi.
Fakat bu fırsatların arkasında ciddi olumsuzluklar da vardır: Trafik, kalabalık, stres, yüksek yaşam maliyetleri ve hava kirliliği… Her gün saatlerce toplu taşıma ya da trafikte zaman harcamak, insanın hem sağlığından hem de verimliliğinden çok şey alır. Çoğu zaman büyük şehirlerin verdiği, aldığıyla kıyaslandığında daha az kalır.
Freelance ya da uzaktan çalışabilen meslek gruplarının böyle bir zorunluluğu olmaması ise büyük bir avantajdır. Bugün birçok kişi, iş fırsatlarını yalnızca metropollerde aramak yerine, teknolojinin sunduğu imkanlarla daha sakin ve huzurlu yerlerde yaşamayı tercih ediyor.
Firmaların yayınladığı iş ilanlarında en sık rastladığım problemlerden biri imla hataları.
Bu basit gibi görünen hatalar aslında firmanın dışarıya verdiği imajı doğrudan etkiliyor.
Yani bu, firmanızın profesyonelliğini ve prestijini zedeleyen bir durumdur.
Dili doğru kullanmak yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda marka değerinizin bir parçasıdır. Tıpkı kurumsal kimlik, logo veya web sitesi gibi.
Yaz mevsimi geride kaldı. Havalar serinlemeye başladı.
Bir sahil kasabasında yaşamanın en belirgin yanlarından biri, yazla birlikte gelen kalabalığın yavaş yavaş azalması. Artık sokaklar daha sessiz, plajlar bomboş, biz bize kaldık. Gürültü yerini sakinliğe bıraktı.
Aslında en sevdiğim zamanlar hep mevsim geçişleri oldu: ilkbahar ve sonbahar. Ne çok sıcak, ne çok soğuk.
Çalışmak için ise en verimli bulduğum dönem kış ayları. Havanın erken kararması sayesinde gece daha uzun, daha sakin. O sessizlikte çalışmak, dikkati toplamak, üretmek bambaşka bir his. Bilgisayarın ışığı dışında tek ışık masa lambası oluyor ve konsantrasyon başka hiçbir zamanda bu kadar derinleşmiyor.
Kocaeli’de bir sahil kasabasında yaşıyoruz. Bizim ailemiz yaklaşık 25 kuşaktır burada; bu da 1350 yılı sonrasına denk geliyor. Eşim ise doğma büyüme İstanbullu.
Onunla tanıştığımızda İstanbul’da yaşamayı asla düşünmediğimi söylemiştim. Fakat eşim benim doğup büyüdüğüm yerleri görünce, kısa sürede buralı oldu. 🙂
İstanbul’un kaosu, trafiği, güvenlik sorunu herkesin malumu. Yine de iş hayatı bizi üç sene önce, bir yıllığına İstanbul’a götürdü.
Bugün İstanbul bize sadece 1 saat uzaklıkta. İstanbul’a, İstanbul’daki bazı noktalardan daha yakınız. Gezmeye, aile ziyaretine sık sık gidiyoruz.
İstanbul, elbette iş imkânı ve maddi kazanç açısından çok şey vadediyor. Ancak götürdükleri, getirdiklerinden daha fazla olabiliyor. Bu yüzden biz, sakinliğin, huzurun, denize ve doğaya yakınlığın tadını çıkarmayı seçiyoruz. Yine de hiçbir şey için asla olmaz demiyoruz.
Bir reklam ajansında bulunduğum toplantılardan birinde, müşterimiz çok büyük bir firmanın sahibiydi. İçeri girdiğinde herkesle tek tek tokalaştı, hâl hatır sordu. Hayatımda gördüğüm en mütevazı zenginlerden biriydi.
Toplantı başladığında ajansın bu firma için yaptığı işler ve gelecekte neler yapmayı düşündüğü anlatıldı. Bir tür sunum havasında geçti. Firma sahibi ise her cümlede, “Siz bu işin profesyonelisiniz, siz en iyisini bilirsiniz” diyerek sürekli güvenini ifade etti. Tüm süreç belki birkaç dakika sürdü, ardından toplantı hızlıca sona erdi.
Ama işin sosyal medya kısmına bakınca… “Falanca firma ile çok verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Stratejik planlamalarımızı masaya yatırıp uzun uzun değerlendirdik. Marka vizyonunu geleceğe taşıyacak yaratıcı çözümler üzerinde detaylıca tartıştık. Dijital dönüşüm sürecinde atılacak adımlar için ortak kararlar aldık” gibi abartılı paylaşımlar yapılıyor. Halbuki gerçek hayatta toplantının tamamı bir kahve molası süresinden daha kısa sürmüştü.
Bu yüzden sosyal medyada gördüğümüz “büyük toplantılar, dev stratejiler” çoğu zaman gerçeğin sadece abartılmış bir yansıması. İşin mutfağında olan biri olarak biliyorum ki, bazen sosyal medyadaki o görkemli paylaşımların ardında yalnızca birkaç dakikalık basit bir görüşme yatabiliyor. Belki de tek konuşulan şey kahvenin şekersiz mi şekerli mi içileceğiydi.
Bu konu yıllardır tartışılır: “İşe başlamadan önce ödeme alınmalı mı, alınmamalı mı?”
Çalışanlar ve işverenler bu noktada farklı düşüncelere sahiptir. İşverenler genellikle “Bir yere mi kaçıyoruz?” gibi bir bakış açısına sahip olurken, çalışanlar için bu, hem karşı tarafın ciddiyetini anlamak hem de kendini garantiye almak adına kritik öneme sahiptir.
Benim yaklaşımım şöyle: Daha önce birlikte çalıştığım, güven duyduğum müşterilerimden ön ödeme talep etmeksizin işe başlayabilirim. Çünkü karşılıklı güven oluşmuştur ve birbirimizi hayal kırıklığına uğratmayacağımızı biliriz. Ancak tanımadığım kişilerden, projeye göre değişmekle birlikte, genellikle en az %25 ön ödeme talep ederim.
Çünkü geçmişte yaşadığım bazı tecrübeler, bu konudaki bakış açımı şekillendirdi. Örneğin güven duyduğum müşterilerimin referansı ile tanıştığım kişilerden ön ödeme almadan işe başladığım oldu. Ne yazık ki bu projelerde büyük hayal kırıklıkları yaşadım. Referans olan müşterilerimi üzmemek adına bu durumu onlara yansıtmadım, ama o yönlendirdiği kişilerle bir daha asla çalışmadım.
Sonuçta ödeme konusu sadece maddi bir güvence değil, aynı zamanda karşılıklı sorumluluğun da göstergesidir.
Masabaşında uzun saatler boyunca çalışmak, sağlığımızı doğrudan etkiliyor. Hareketsizlik, boyun ve bel ağrıları, göz yorgunluğu derken hem beden hem de zihin ciddi şekilde yoruluyor.
Sahil yolumuzda güzel bir bisiklet parkuru var; gidiş geliş yaklaşık 30 km. Çalışmaktan sıkıldığım anda hemen bisikletime atlıyorum. Bir saatlik pedal çevirmenin ardından bilgisayar başına döndüğümde kendimi çok daha enerjik hissediyorum.Bazen tek tur yapıyorum, bazen 2-3 tur atıyorum. Ay sonunda baktığımda 500 km civarında yol yapmış oluyorum. Bu hem fiziksel sağlığımı korumamı sağlıyor hem de zihnimi boşaltmama yardımcı oluyor.
Evde de ufak egzersizler yapmayı ihmal etmeyin. Küçük esneme hareketleri, şınav, plank gibi.
Bazen iş için, bazen de tatil ya da gezi amaçlı şehir dışına çıkıyorum. Fakat yaptığım iş gereği, her durumda çalışmaya devam etmem gerekiyor. Bazen acil müdahalelerde bulunmak için bilgisayarımın her zaman yanımda olması gerekebiliyor.
Ne yazık ki taşıt tutması sorunundan dolayı otobüs veya otomobil yolculuklarında bilgisayara bakamıyorum. Oysa yolculuk sırasında çalışabilmeyi çok isterdim. Ama tren, vapur-feribot gibi ulaşım araçlarında böyle bir sorun yaşamıyorum; bu yüzden bu tür yolculuklar benim için çok daha rahat geçiyor.
Konakladığımız yer genelde çalışmak için en uygun ortam oluyor. Fakat orayı da seçerken, uygun bir çalışma masası ve sandalye olmasına dikkat ediyorum.
Gün içinde gezerken de laptopumu çantamda taşımam gerekebiliyor. Anlık bir müdahale gerektiğinde, bir kafeye oturup işi halledebiliyorum. Hatta bazen bir bank ya da park köşesi bile o an için ihtiyaçlarımı karşılayabiliyor.
Bana sorarsanız bu düzen oldukça keyifli. İşimi sevdiğim için çalışmayı bir zorunluluk gibi gelmiyor bana, hem yeni yerler görme imkânı veriyor hem de rutin dışına çıkarak farklı bir enerji katıyor.
Bir web sitesinin açılış hızı, kullanıcı deneyiminin en kritik unsurlarından biridir. Web siteniz 3 saniye içinde açılmazsa, ziyaretçileriniz büyük çoğunluğu sitenizi terk edecek. Bu, potansiyel müşterilerinizi daha sizi tanımadan kaybetmek demek.
Geçtiğimiz günlerde bir firma yetkilisiyle görüşürken, web sitelerinin 1,5 dakikada uzun sürede açıldığını söyledim. Bunun büyük bir problem olduğunu anlatmaya çalışırken, aldığı cevap karşısında adeta donakaldım. Gayet ciddi bir şekilde, “içeriklerinin rakipleri tarafından çalındığını ve bu yüzden sitelerinin yavaş açıldığını, böylece ziyaretçilerin içeriği hemen göremeyeceğini” söyledi. Ağzım açık kaldı. Benimle alay etmediğine de çok eminim. Çünkü bunu yapmak için bile belli bir donanıma sahip olmak gerekir.
Böyle bahaneler üretmek yerine keşke her işi uzmanına yaptırsalar.
İnsan yaşadıkça neler öğreniyor. 🙂
Bir projeye başlamadan önce müşterinizle mutlaka konuşmalısınız. Ama bu konuşma yüzeysel olmamalı; gerçekten onun ne istediğini anlamaya çalışmalısınız. Çünkü her müşterinin aklında mutlaka o “bir şey” vardır ve sizin işiniz, o noktayı yakalayabilmekten geçer.
Müşteriyi doğru anlamak tecrübe ister. Tecrübe kazanmak içinse hatalar yapmak kaçınılmazdır. Zamanla anlıyorsunuz ki, eğer müşterinizin kafasındakini keşfedemezseniz, yaptığınız tüm iş ve harcadığınız emek boşa gidebilir. Bir noktada dönüp dolaşıp yine en başa dönmeniz gerekebilir.
Masanıza oturup “şöyle yaparım, böyle tasarlarım” diye hayaller kurmak iş hayatında yeterli değil. Çünkü son kararı her zaman müşteriniz verecek. Bu yüzden karşılıklı iletişim çok önemli. Siz ne kadar tecrübeli olursanız olun, müşterinizin kafasındaki o fikri ortaya çıkarmadan proje asla gerçek anlamda tamamlanmış sayılmaz.
Bilgisayar başında her gün en az 100 web sitesini ziyaret ediyor ve yüzeysel olarak inceliyorum. Bunu meslek gereği doğal bir alışkanlık olarak görüyorum. Ancak bu incelemeler sırasında o kadar çok hata ile karşılaşıyorum ki, bazen gördüklerime inanamıyorum.
Bazı sitelerdeki hatalar gerçekten akıl alır gibi değil. Üstelik bu sorunların nasıl görmezden gelindiğini anlamak çok zor. Çünkü kimi zaman öyle basit detaylar oluyor ki, küçük bir dokunuşla çözülebilecek problemler yıllarca aynı şekilde kalıyor. Kimi de çok ama çok büyük hatalar.
Ben aynı zamanda “Web Sitesi & Marka İnceleme” hizmeti de veriyorum. Bu sebeple bu hataları gördüğüm firmalarla iletişime geçiyorum. Ancak çoğundan hiçbir geri dönüş alamıyorum. Daha da üzücü olan, bu hataların asla düzeltilmemesi. Firma sahiplerinin çoğu yüz yüze görüşmelerde bu sorunları önemsemiyor, hatta bazıları web sitesinin kendisini bile tamamen gereksiz buluyor.
Ama işin güzel tarafı da var. Web sitesine ve markasına gerçekten değer veren, en küçük detayı bile önemseyen firma sahipleri ve yetkilileri de az değil. Onlarla çalışmak hem keyifli hem de motive edici oluyor. Çünkü bu tür kişilerle iş yaptığınızda, ortaya çıkan sonuç sadece bir web sitesi değil; aynı zamanda sağlam bir işbirliği oluyor.
Çalışma ortamının verimlilik üzerindeki etkisinden bahsetmek istiyorum.
Benim için bu etki çok daha belirgin, çünkü manzarama her baktığımda çalışma isteğim artıyor. Çalışma masası ruh halinizi, motivasyonunuzu ve üretkenliğinizi doğrudan etkileyen bir alan.
Bizim evde bilgisayarlarımız duvar tarafında konumlanmış olsa da, köşe penceremizin sunduğu manzarayı değerlendirmeden duramadım. Oraya yuvarlak bir masa yaptırdım ve zaman zaman laptop ile orada çalışıyorum, notlarımı da orada alıyorum. Deniz manzarasına karşı çalışmak gerçekten mükemmel bir his.
Bu masanın ayrı bir anlamı daha var benim için: Tasarımını ve yapımını marangoz babam gerçekleştirdi.