Çalışma Masası Günlüğü arşiv sayfasına hoş geldiniz!
Birçok işletme sahibi, profesyonel bir web sitesi için binlerce dolar harcamaya hazır. Beklenen ise, proje sonunda kusursuz bir siteye sahip olmak ve süreç boyunca sağlıklı bir iletişim yürütmek. Ancak çoğu zaman işler dışarıdan ne kadar “ciddi ve kurumsal” görünse de, iş teslimine gelindiğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşanabiliyor.
Süslü sunumlar, iddialı vaatler ve yüksek rakamlar göz kamaştırsa da, projenin sonunda teslim edilen iş genellikle beklentilerin çok gerisinde kalıyor.
Bu nedenle; bir projeye başlamadan önce sadece vaatlere, sunumlara ve fiyat etiketine bakmamak gerekiyor.
Web sitenizin yalnızca masaüstünde değil, tüm cihaz ve ekranlarda kusursuz görünmesi artık bir lüks değil, bir zorunluluk.
Kullanıcılar, sitenize ister akıllı telefonlarından, ister tabletlerinden ya da farklı boyutlardaki bilgisayar ekranlarından girsin, her zaman sorunsuz bir deneyim bekliyor.
Tasarımın ve kodlamanın her ayrıntısı, farklı çözünürlüklerde ve cihazlarda doğru şekilde çalışmalı.
Farklı cihazlar için (masaüstü, dizüstü, tablet yatay/dikey, cep telefonu yatay/dikey) öncelikli çözünürlükler belirlenir; örneğin 1920 piksel, 1366 piksel, 1024 piksel, 768 piksel gibi. Bu çözünürlükler için “breakpoint” adı verilen eşik noktaları oluşturulur. Örneğin, 1366 piksel ve üzeri ekranlarda bir görselin tüm alanı kaplaması ya da bir butonun ortalanması istenebilir. Kullanıcı bu çözünürlükte veya daha yüksek bir ekranda siteyi açtığında, tasarımın doğru görünmesi beklenir. Ancak bu noktada ayarların titizlikle yapılması gerekir; zira 1366 pikselde düzgün görünen bir buton, yanlış yapılan kodlama nedeniyle 1500 pikselde kayabilir ya da farklı görünebilir.
Çalıştığım tüm web sitesi projelerinde, her sayfayı ve her öğeyi piksel piksel kontrol ederim. Sahip olduğum farklı işletim sistemleri ve çözünürlüklere sahip cihazlarda sitenin görünümünü tek tek incelerim. Ayrıca, internet üzerinde sanal cihaz test hizmeti sunan çeşitli platformlar ve uygulamalar aracılığıyla da detaylı testler yaparak sitenin her ortamda sorunsuz çalışmasını sağlamak için ekstra özen gösteririm.
Tam zamanlı olarak bir ofiste çalışırken, tatil günleriniz genellikle bellidir. Haftada iki gün tatil yapıyor, hem fiziksel hem de psikolojik olarak ağır baskı yaşamıyorsanız, resmi tatilleri de hesaba katınca bu sizin için oldukça dengeli ve konforlu bir çalışma düzeni olabilir.
Ancak benim gibi uzaktan ve freelance çalışanlar için iş ve tatil kavramları biraz daha esnek ve iç içe geçmiş durumda. Tatilde de olsam, seyahatte de olsam bilgisayarım genellikle yanımda oluyor ve arada bazı işlerimi yapmak bana bir zorunluluk gibi gelmiyor. Çünkü bu hayat tarzı, bana özgürlük hissi veriyor.
Bu nedenle hafta sonu asla çalışmamak, resmi tatil günlerinde bilgisayar açmamak ya da müşterilere yanıt vermemek gibi katı kurallarım yok. Aynı şekilde, belirli mesai saatleri dışında kesinlikle çalışmam gibi bir prensibim de yok. Çalışma saatlerimi tamamen kendim belirliyorum. İstediğim saatte uyanabiliyor, dilediğim zaman dinlenebiliyor, spor yapabiliyor ya da istediğim yere gidebiliyorum.
Freelance çalışmanın en büyük artısı; zamanı, mekanı ve iş yoğunluğunu kendi hayatına göre şekillendirebilmek. Bazen bir tatil gününde çalışmak keyifli olabiliyor, bazen de haftaiçi kendine aniden bir mola verebiliyorsun. Sonuçta, önemli olan dengeyi bulmak ve bu özgürlüğün tadını çıkarabilmek.
Tabii ki bazı projeler var ki, tek başınıza üstesinden gelemeyeceğiniz kadar kapsamlı olabiliyor ve bu durumlarda bir ekip ile koordineli şekilde çalışmak kaçınılmaz hale geliyor. Ancak ben mümkün olduğunca, tek başıma yürütebileceğim işleri tercih ediyorum.
Çünkü ekip çalışmalarında bazen uyum sorunları, herkesin farklı fikirlere sahip olması, yanlış kararların alınması, iletişim eksiklikleri, görev dağılımında belirsizlikler ve sorumlulukların netleşmemesi gibi çeşitli zorluklar yaşanabiliyor. Zaman zaman gereksiz toplantılar, uzayan karar süreçleri veya yapılan işlerin tam olarak sahiplenilmemesi de süreci sekteye uğratabiliyor.
Öte yandan, tek başına çalışmanın avantajı; hız, esneklik ve tamamen kendi planına göre ilerleyebilme özgürlüğü. Ne yapacağını, ne zaman yapacağını ve hangi sırayla ilerleyeceğini kendin belirleyebiliyorsun. Hataların da başarıların da tek sorumlusu sensin ve bu durum kişisel gelişimi ciddi şekilde hızlandırabiliyor.
Tabii ki, ekip çalışmasının da göz ardı edilemeyecek faydaları var. Farklı bakış açıları, ortak akıl ve bilgi paylaşımı sayesinde bazı sorunlar daha kolay çözülebiliyor. Ayrıca büyük projelerde iş yükünün paylaşılması, daha verimli ve hızlı sonuçlar alınmasını sağlayabiliyor.
Kısacası, yalnız çalışmak ya da ekip çalışmasında yer almak, projenin kapsamına ve ihtiyaçlarına göre değişen bir tercih. Önemli olan; kendine ve işe uygun yöntemi seçebilmek, gerektiğinde de esnek olabilmek.
Havalar iyice ısındı. Sahil kasabasında, deniz kenarında yaşamanın keyfi ayrı olsa da, yaz aylarında sıcak ve yüksek nem birleşince ortam zaman zaman bunaltıcı olabiliyor. Sağlık açısından riskleri nedeniyle klima kullanmıyorum. Onun yerine mini masa vantilatörleriyle serinlemeye çalışıyorum. Tabii bir de, yaz aylarının vazgeçilmezi olan soğuk içecekler var!
Evde çalışmanın en güzel yanlarından biri, istediğiniz içeceği dilediğiniz zaman hazırlayabilmek. Tam zamanlı ofiste çalışırken, mutfakta çalışan ablalarımız sağ olsunlar, içimiz dışımız çay ve Türk kahvesi oluyordu. Ayrıca ofisteki en büyük ayrıcalıklardan biri de, çalışanlara sunulan kahve makineleriydi.
Evde ise seçeneklerimiz çok daha fazla! Özellikle sıcaklarda, şunları tavsiye edebilirim:
Reyhan şerbeti (sıcaklarda ilk tercihim!)
Karpuz suyu
Karpuzlu limonata
Limonata
Çilek suyu
Çilekli limonata
Kavun suyu
Kızılcık şerbeti
Soğuk kahveyi çok fazla tercih etmiyorum. Akşam saatlerinde ise, yaz gecelerinde bile çayımız mutlaka demlenir. Gün içinde de Türk kahvesi yine vazgeçilmezim.
Yaptığım işi zamanında teslim etmem ve müşterim tarafından onaylanması tarif edilemez bir mutluluktur benim için.
Özellikle web sitesi projelerinde baş döndürücü vaatlerle projeyi almaya çalışan, sonrasında aldığı ön ödeme sonrasında müşterilerine büyük hayal kırıklığı yaratan birçok ajans ve freelancer biliyorum.
Aslında projeyi zamanında teslim etmekten çok, yaptığım işin kusursuz olmasıdır önemli olan.
Yakın çevremde tanıdığım bir firma sahibi var. Ajansa, firmasının web sitesini yeniletmek için binlerce dolar ödeme yapıyor. Benim bu süreçten haberim yok. Aylar sonra duyduğumda web sitelerine giriyorum ve 100’ün üzerinde hata buluyorum. İletişim formu bile çalışmıyor.
Bir web sitesini teslim etmeden önce, kurduğum geçici alan adı üzerinde günlerce tüm detayları bir kullanıcı gözüyle kontrol ederim. Farklı tarayıcılar, farklı çözünürlükteki monitörler, farklı işletim sistemler… Android tablet, IOS tablet, cep telefonları, 4K ekran, 2K ekran, full HD ekran, geniş ekran, dikey ekran…
Tam zamanlı çalışmak, her gün işe gitmek ve yorulmak; freelance çalışmak ise canınız istediği zaman çalışmak ve hiç yorulmadan çok mutlu bir hayat yaşamak gibi görülüyor.
Fakat gerçek hiç de görüldüğü gibi değil.
Remote çalışmayı da eklersek, hepsinin pozitif ve negatif yanları var. Tam zamanlı bir işte çalışırken sürekli bir işiniz olur ve sabit bir maaş garantiniz vardır. Freelance çalışma düzeninde ise en çok bu sorunla mücadele edersiniz.
Tam zamanlı olarak çalışırken mesainiz bittiğinizde çoğu zaman işi de kafanızda bitirirsiniz. Fakat freelance çalışma düzeninde bu pek mümkün olmaz. Mesela 3 ay önce Kanadalı bir firmaya yaptığım web sitesi projesinde bir hatayla karşılaştım ve 1 hafta boyunca tüm günümü buna harcadım. Yetmedi, her gece rüyalarımda defalarca bu hatayı görüp çözmeye çalıştım.
Çalışma Masası Günlüğü web sitemde freelance çalışmaktan zaman zaman bahsedeceğim.
Bilgisayar ve internet kullanarak çalıştığınız bir işiniz varsa internet sizin için olmazsa olmazlardandır.
İnternetsiz kalmak, uzak bir köyde veya dağ evinde kalmak olarak düşünülebilir. Ama çoğu zaman büyük şehirlerde de bu durum yaşanabiliyor.
Yaşadığım ilçede elektrik kesintileri sonrası zaman zaman 1-2 saatlik internet kesintileri oluyordu. Arıza kaydı bıraktığımda kısa sürede çözülüyordu.
Fakat son yaşadığımız olayda 3 gün kadar internetsiz kaldık. Gidip gelen elektrikler sonrasında modemde DSL ve İNTERNET ışıkları söndü. Modemi açıp kapatmak, sıfırlamak filan fayda etmedi. Arıza kaydı bırakmak istediğimde otomatik cevapla karşılaştım: ”Bölgenizde bakım-arıza çalışması var. İnternetin gelme süresi gece 1:47.” Ama saat şu anda 13:17. İlk başta anlayamadım. Fakat gece saat 1:47 olduğunda, yeniden müşteri temsilcisine ulaşmak istediğimde gelen otomatik yanıt: ”Bakım-arıza çalışması var. Tahmini çözüm süresi 13:47.”
Bir tuhaflık vardı. Sürekli 12 saat ileriye erteliyordu. Sonraki gün saat 13:47’de aradım. Yine 1:47 dedi.
WhatsApp destek hatlarından saatlerce yazmam sonucu müşteri temsilcisine bağlanabildim. Bana genel arıza olduğunu söyledi. Apartmanda 1 evde internet var fakat onlar da evde yoktu. Sokakta 2 ayrı evde ise internet vardı.
3. gün dayanamadım ve TTNET’in ilçedeki ofisine gittim. Durumu anlattım. Çalışan kişi anlayışla karşıladı ve adresimi alıp baktı. Aynı bölgedeki diğer abonelere baktı. Onların interneti var dedi. Sizinle beraber toplam 32 abonenin olduğu kutuda problem var dedi. Bir yeri aradı ve numara vererek sorunu çözmelerini istedi.
Bize sizin firmanız arıza kaydı bırakmamış dedi. Bıraksalardı ekranımda gözükürdü dedi. 10 defa arayıp bana otomatik arıza mesajı gönderen firma, 1 kere de müştri temsilcisine bağlanabilmeme rağmen bana ezbere yanıt veren firma, arıza kaydını bildirmemiş. Şu açıdan da bakalım olaya. Benim hizmet aldığım firma sorunlu bir firma, peki 32 aboneden hiç mi kendi firmalarını arayıp arıza kaydı bırakan olmamış?
Bugün çözülür dedi ve birkaç saat sonra internet geldi.
Ve hizmet aldığım firmadan gelen mesaj: Özür diliyorlar, arıza çözülene kadar internet kullanamadığınız süreyi faturanızdan düşeceğiz diyorlar. Bakalım kaç TL indirim yapacaklar faturamda göreceğiz.
İnternet bağlantınız olmadığı zaman, modeminizde DSL ve İNTERNET ışığınızın ikisi de yanmıyorsa, eğer TTNET dışında firmadan hizmet alıyorsanız ve gün içinde probleminiz çözülmezse hemen bulunduğunuz yerdeki TTNET’e gidin ve olayı anlatın. Benim gibi günlerce beklemeyin.
Uzun zamandır Envato Elements üyeliğim var. Kişisel projelerimde ve müşterilerimin projelerinde kullandığım görselleri lisanslı olarak buradan temin ediyorum.
Yapay zeka ile görsel (3D tasarım, illüstrasyon ve gerçekçi fotoğraf) oluşturmak için Midjourney ve ChatGPT üzerinden DALL·E kullanıyordum.
Envato Elements üyeliği olanlara Envato Labs ücretsiz olarak sunuluyor. Görsel, video, müzik ve konuşma üretebiliyorsunuz.
Video üretmede aylık 30 adet limitiniz var. Fakat videoyu üretmeden önce, prompt’u yazdıktan sonra karşınıza çıkan butona tıklarsanız 3 örnek görsel stili üretilip karşınıza çıkıyor. Beğendiğinizi seçip ilerliyorsunuz. Beğenmezseniz geri dönüp prompt’unuzu değiştirebiliyorsunuz. GENERATE VIDEO demediğiniz sürece aylık hakkınızdan düşmüyor.
Görsel, müzik ve konuşma için aylık sınırınız yok. Bunlardan ilerleyen günlerde daha detaylı bahsedeceğim.
Hazırladığım örnek video’yu ve kullandığım prompt’u sizinle paylaşmak istiyorum.
”2D cartoon, young cyclist man, hand-drawn cartoon humor magazine drawing style, sketchy coloring, with helmet, racing bike, colored asphalt road, white background.”
Uzun süredir öğrendiğim en önemli şeylerden biri: Yaptığınız her işi mutlaka online bir platforma yedeklemek.
Müşterilerimin web sitelerinin yedeklerini almak, üzerinde çalıştığım tasarım dosyalarını ve özellikle de son hallerini güvence altına almak artık benim için günlük bir rutin oldu.
Sadece bilgisayar arızası ya da siber saldırı değil; kimi zaman bir dosyayı yanlışlıkla silebiliyor, ya da üstüne kaydedip eski haline ihtiyaç duyabiliyoruz.
Yedeklemenin bana sağladığı bir diğer büyük avantaj ise, evdeki masaüstü bilgisayarımdaki dosyalara dizüstü bilgisayarımda da ulaşabilmek. Özellikle evden uzakta olduğum zamanlarda, geçmişte yaptığım bir çalışmanın ya da son anda ihtiyaç duyulan bir dosyanın el altında olması çok önemli.
Yedek almak bazen zahmetli gibi görünse de, asıl zahmet verinin kaybolduğu an başlıyor. Artık tek bir dosya bile olsa, yedeklemeden geçmiyorum.
Yaklaşık 10 yıl önce çift monitörle, hatta zaman zaman üç monitörle çalışıyordum. Monitörlerden bir tanesi, ‘‘Pen Display” olarak bilinen, kalemiyle ekranına doğrudan çizim yapılabilen tablet monitördü. Çizim yapmadığım zamanlarda onu üçüncü monitör olarak kullanırdım.
Sonrasında iMac’e geçince uzun süre tek monitörle çalıştım. Ta ki, eşimin kullandığı Windows bilgisayara yeni bir monitör alıp, 34 inçlik geniş ekranlı monitör boşa çıkana kadar… Ancak bu monitör 21:9 oranında ve çok geniş olduğu için iMac’in yanında yatay olarak kullanabilmem mümkün değildi.
Bunun üzerine monitör kolu aldım ve ekranı dikey konuma getirdim. Sonuç? Üretkenliğimde ciddi bir artış yaşadım. Tek monitörde çalışırken, dosyalar ve sayfalar arasında sürekli geçiş yapmak gerekiyor. Oysa ikinci bir monitörde, açık kalmasını istediğim sayfaları ve dosyaları tutabiliyorum; ihtiyacım olduğunda anında erişebiliyorum.
Dikey monitörün en güzel avantajı, neredeyse üç-dört ekran kullanıyormuşum hissi vermesi. Farklı uygulamalar, internet siteleri ve belgeler elimin altında, ekranı bölüp istediğim gibi düzenleyebiliyorum.
Bir tavsiye: Eğer siz de benim gibi geniş ekran bir monitörü dik kullanmak istiyorsanız, alacağınız monitör kolunun gerçekten dikey konuma uygun olup olmadığını mutlaka araştırın.
İlerleyen günlerde, monitör kolu seçimiyle ilgili deneyimlerimi de ayrıca yazacağım.
Her sabah masama oturup ”yapılacaklar listesi” hazırlıyorum.
Bunu daha önce dijital ortamda yapıyordum, bilgisayarda yazıyordum. Fakat artık kağıt kullanıyorum. 30 dakikalık kum saatimden de bahsetmiştim. Kum saatimi ters çeviriyorum ve süre başlıyor. Bazen yapılacak 1 işi, bazen bazen 2-3 işi tamamlıyorum bu sürede.
Tabi zaman zaman çözemediğim problemlerle karşılaşıyorum. Bazen günlerce sürebiliyor bu. Ama listenin büyük çoğunluğunu tamamladığınız zaman işvereninize ve müşterilerinize verdiğiniz sözleri tuttuğunuz için kendi içinizdeki o huzuru hissediyorsunuz.
Dizüstü bilgisayar alırken öğrenmek istediğim ilk özellik, şarj ettikten sonra kaç saat çalışabileceğim.
Apple, yeni Macbook serilerinde bu süreyi 15 saatin üzerine çıkardı fakat diğer bilgisayar markaları da 10 saatin üzerinde batarya süresi sunan dizüstü bilgisayarlar üretti.
Benim 2015 yılı ve 2021 yılı Macbook Pro modelleri var. 15 inçlik, 2015 Retina ekranlı modelinin çalışma süresi hâlâ 3 saati buluyor.
M1 Pro işlemcili, 16 inçlik 2021 modeli ise 15 saati geçiyor. Eğer bir uygulama kullanırsam yine 10 saatin üstünde kullanım sunuyor.
Burada ekran parlaklığının da önemi büyük. Ekran parlaklığı arttırıldıkça batarya süresi azalıyor. Ama en az 10 saatlik bir çalışma süresi elde edebiliyorum.
Bataryası tamamen bitmiş dizüstü bilgisayarlar, ne kadar mükemmel performans sunsa da performansınıza olumsuz etki ediyor. Evde de olsanız, evin dışında da olsanız, sürekli priz aramak ve bilgisayarı sürekli prizde kullanmak zorunda olmak büyük bir motivasyon kaybı demek.
Apple, silikon işlemcili son modellerinde gerçekten çok büyük iş başardı. Bir dizüstü bilgisayarı günde 1-2 saat kullanarak 2-3 haftada bir şarj etmek nasıl bir duygu? Bazı günler kullanmayarak ayda bir şarj etmek?
Böyle bir yaşamın hayalini kurmayan yoktur. Ama kimi insanlar bunu yılın 365 günü için hayal ederken, kimi insanlar yılda birkaç günlük veya birkaç haftalık tatil için hayal ediyor.
Yaz aylarındaki deniz ve güneş, kışın yerini soğuk ve sessizliğe bırakıyor.
İmkanlar sınırlı olsa da içinizde o huzuru hissettiğinizde, şehrin sunduğu imkanlardan mahrum kalmayı değil, kaosundan uzak olmayı önemsiyor ve bununla mutlu oluyorsunuz.
Çalışma masamda bulunan 30 dakikalık kum saatim, yapmaya üşendiğim ve sürekli ertelediğim işleri yapmamda en büyük motivasyon kaynağım oldu.
Bazen kısa sürede bitireceğime inandığım küçük sayabileceğim işlere başlamak çok zor geliyor. Elimde birden fazla iş olduğunda, bazen günlerce erteleyebiliyordum bunları. Ama artık kum saatini ters çeviriyorum ve şu iş bitecek diyorum. Bazen 1 değil 2 veya 3 işi bitiriyorum 30 dakika içerisinde.
10 dakika veya 1 saatlik süre sunan kum saatleri de var. Bana en uygun zamanın 30 dakika olduğunu düşünüyorum.
Bu durumu yaşayanlara tavsiye ederim.
İşinizde yaptığınız ve yapacağınız hatalar, en çok şey öğreneceğiniz anlar olacaktır.
Yapamadığınız veya hata aldığınız projeler sonrasında büyük bir moral bozukluğu ve motivasyon kaybı yaşayacaksınız. Ama onun çözümünü araştırırken ”mükemmelliğe” bir adım daha yaklaşacaksınız.
Hata yapmaktan korkmayın.
Dizüstü bilgisayarımı sürekli yanımda taşımam aslında bir zorunluluk.
Çünkü beklemediğim bir anda acil müdahale etmem gereken bir iş olabiliyor.
Yaptığım web sitelerde veya tasarımlarda hemen yapmam gereken değişiklikler veya düzeltmem gereken hatalar olabiliyor.
Eğer evden 1 saatten uzun süreliğine ayrılacaksam mutlaka dizüstü bilgisayarımı yanıma alıyorum.
Trende, vapurda, otobüste, parkta, denizde, çok farklı yerlerde bilgisayarımı açmak zorunda kaldığım anlar oldu. Bazen bir dosyayı sadece farklı bir formatta kaydedip göndermek gerekebiliyor. 10 saniyelik iş için eve dönmek anlamsız olur. Peki 10 saniyelik iş için saatlerce bilgisayarı taşımak anlamlı mı? Ben buna değdiğini düşünüyorum. Üzerimde oluşabilecek stresi önceden önlem alarak ortadan kaldırıyorum.
Çalışmaya başlamak üzereyken bir anda motivasyonunuzu mu kaybediyorsunuz? Çoğu zaman bunun sebebi ”büyük şeyler” değil; çok ama çok küçük şeyler olabiliyor.
Öncelikle ofis ortamında mı çalışıyorsunuz, evde mi, ortak ofis dediğimiz coworking alanlarında mı? Veya kafede mi?
Tam zamanlı çalıştığım ofis ortamları ile evde uzaktan ve freelance çalıştığım şimdiki zamanı kıyasladığımda evde kendimi daha motive hissediyorum.
Tabi yine evden çalıştığım evlenmeden önceki çalışma hayatıma ayrı bir parantez açmalıyım. Bu dönemde çok fazla sıkıntı yaşadığımı söylemeliyim. Özellikle anne, kardeş, yeğen, akraba, komşu faktörlerini ele aldığımızda günde 50 kez çalınan zil, 50 kez girilen oda. Her konsantre olduğunuzda bunun birkaç dakika içinde mutlaka yerler bir edilmesi. Evet kira, fatura ödemiyorsunuz. Yemeğiniz hazır. Ama bunların bedelini önce psikolojik olarak sonra da maddi olarak ödüyorsunuz.
Bu, özellikle aileleri ile yaşayan gençleri gece çalışmaya itiyor. Evet sağlıksız, tavsiye etmem. Ama bir mecburiyet oluyor.
Akşam saat 22:00 gibi masama oturur, sabah saat 6 gibi, bazen 8 gibi kalkar ve uyurdum.
Nişanlı olduğum dönemde, kendimi gündüz çalışmaya adapte etmek adına birkaç gün boyunca gündüz çalışmayı denedim. 1-2 hafta dayanabildim diye hatırlıyorum.
Bir gün dayanamayıp emlakçı bir arkadaşımı aradım ve bana bir ofis bulmasını istedim. Sonraki gün, ofisi 6 aylığına kiraladım. Ofisi 1 yıldan aşağı süreye vermeyeceklerini bildiğim için 6 aylık kirayı peşin ödemeyi teklif ettim ve kabul edildi. Bilgisayarlarımı ofise taşıdım. Evi sadece gece uyumak için kullandım.
Evden çalışanlar maalesef bu sorunları yaşıyor. Daha fazlasını da yaşıyor.
6 ay sonrasında ofisten ayrıldım ve sonrasında evlendim.
Şu anda tasarımcı olan eşimle beraber, evimizde kurduğumuz çalışma odamızda çalışıyoruz.
Daha önce de bu konuda yazmıştım.
Ülkece genel olarak birbirimizden nefret ediyoruz. Bu gerçek, bir kenarda dursun.
İnsanlar memleketleri, meslekleri gibi konularda da birbirinden nefret ediyor.
İçerik üreticilerinin sayılarının azalmasından bahsetmiştim daha önce.
Bir tasarımcı, Youtube videoları çekiyor ve başka bir meslektaşından gelen yorum: “Mousepad’i dikey olarak kullanan kişiyle tasarım konuşmam!”
Ne?
“Şu programı kullanıyorsan-kullanmıyorsan seninle muhattap olmam, Windows kullananı ciddiye almam.” gibi şeyler de var.
Birbirimizden nefret etmek için bahaneler arıyor gibiyiz.
Ben 20’li yaşlarımda karikatür çizdiğim dönemde bunların daha fazlasını yaşamıştım.
Bir karikatürist, adı “Ahmet” diyelim. Ne çizerse çizsin, eğer samimi olduğu karikatürist arkadaş grubu yoksa ciddiye alınmazdı. Sürekli aşağılanırdı. ne çizdiğinin önemi yoktu.
Ama ismi “Michael” olan bir karikatürist çöp adam çizse, bu yerli karikatüristlerimiz tarafından “great, amazing, you’re the best” gibi iltifatlar alırdı.
Bir ressam, fırçayı tutuş şekliyle bile kendisinden nefret edilip hakaretlere uğrayabilir.
Bir yazılımcı, kullandığı kod editörü ya da işletim sistemi yüzünden dışlanabilir, hor görülebilir.
İşim gereği içinde bulunduğu karikatür, illüstrasyon, fotoğraf-video, tasarım, yazılım sektörlerinde durum tam olarak böyle. Marangoz çocuğuyum. Hizmet sektöründe de durum farklı değil.
Ülke olarak birbirimizden nefret ediyoruz.
Unutmayalım; hepimiz farklı mesleklere, farklı ilgi alanlarına ve farklı hayat hikayelerine sahibiz. Mesleklerimiz, karakterimizin tamamı değil, sadece birer parçası. Kimimiz tasarım yaparak, kimimiz yazılım geliştirerek, kimimiz başka bir iş yaparak hayatımızı kazanıyoruz. Aslında hepimiz, kendi yolumuzu bulmaya ve yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz.
Birbirimizi yalnızca mesleğimiz, tercihlerimiz ya da kullandığımız araçlar üzerinden yargılamaktansa, farklılıklarımızı anlamaya ve birbirimize saygı duymaya çalışalım. Hayat, bir mesleğe sığmayacak kadar büyük ve çeşitli.
Son zamanlarda vazgeçilmezim oldu ChatGPT.
İşimle alakalı çok fazla sorunumu çözdü ve çözmeye devam ediyor. Bazen saatlerce, hatta günlerce çözemeyeceğimi düşündüğüm sorunları birkaç dakikada çözmeme yardımcı oluyor.
Sürekli fikir alışverişi yapıyorum. Öneriler alıyorum.
Farklı dillerde çeviri içinde Google Translate gibi araçları kullanmıyorum artık. ChatGPT, diğer çeviri araçları gibi kelimeleri ve cümleleri olduğu gibi çevirmiyor. O dile göre o tabirin ne anlama geldiğini anlayarak çeviriyor. Geçtiğimiz günlerde, işimle alakalı farklı bir dilde bana gönderilen yazıda bir cümleyi yanlış anlamışım mesela. Google Translate de yanlış anladı. ChatGPT ile dakikalarca bunu tartıştık. O dilde onun ne anlamda kullanıldığını tek tek açıkladı. Ve onun dediği doğru çıktı.
Aylık 20 dolar olan Plus üyeliğini herkese tavsiye ediyorum.
Uzaktan çalışmanın en güzel yanlarından birisi.
Günübirlik gezi, akraba-arkadaş ziyareti, tatil gibi anlarda da çalışabilmek.
Bunları yapabilmek için resmi tatil günlerini beklemek zorunda olmamak.
Bu günler dışında daha ucuza uçak biletleri alabilmek, daha ucuza konaklayabilmek.
Şarjı uzun süre gidebilecek güzel bir dizüstü bilgisayar ve internet paketi. İhtiyacınız olan 2 şey bunlar.
Benim çantamda laptop yükseltici stand, powerbank, şarj aletlerim, mouse, mousepad, harici bellekler, USB dönüştürücüler filan var. Yaz aylarında isek mutlaka USB ile çalışan mini vantilatörüm yanımda oluyor. Klimayı tercih etmemeye çalışıyorum.
Kış aylarına doğru Doğu Ekspresi deneyimi yaşayacağız. Gidiş, konaklama ve dönüşle beraber 1 hafta kadar sürecek. Bu süreyi hem gezerek hem de çalışarak değerlendireceğiz. Bakalım trende çalışmak nasıl olacak?
Bir süredir birçok internet kullanıcısı sorun yaşıyor. Bağlantı kopması, hızın yavaşlaması, bazı sitelere girememek gibi sorunlar yaşanıyor.
İnternet servis sağlayıcısı firmalara arıza kaydı bırakmak istediğimizde ”bir sorun olmadığını” söylüyorlar.
Mahkeme kararıyla yasaklı siteler için konuşmuyorum; haber siteleri, forum siteleri gibi sitelerin bir kısmı açılmıyor. Bu konuda çok fazla şikayet var. Bazen bazıları açılıyor, bazıları açılmıyor; bazen tam tersi.
Ben yurt dışında bulunan bir sunucu üzerinden kendi VPN servisimi kullanıyorum. VPN’i açtığımda o siteye anında girebiliyorum.
Bunun için Avrupa lokasyon bir sunucu ve Amnezia Self-hosted uygulamasını öneririm.
Birçok meslek için fiziksel olarak işyerinde bulunmak gereklidir fakat uzaktan da çalışılabilecek meslekler için haftanın 5 veya 6 günü işyerinde bulunma zorunluluğuna karşıyım.
Günde 2 saatini işe gidiş, 2 saatini de eve geliş olarak harcayan, işi gereği evden çalışabilecek insanlar tanıyorum. Toplu taşımada perişan oluyorlar.
6’da uyanıyorlar. Hazırlanma, kahvaltı derken 6:30’da evden çıkıyorlar. Minibüs, otobüs, metrobüs, metro veya servis bekliyorlar. Kimisi bu taşıtların birden fazlasını kullanmak zorunda. 8 gibi işyerinde oluyorlar. 1-2 saat boyunca çay-kahve ile kendine gelmeye çalışıyorlar. Sonrasında 1-2 saat çalışıp öğle yemeğine gidiyorlar. Öğle yemeği sonrası 1-2 saat daha kendine gelme faslı sonrası 1-2 saat daha çalışıyorlar ve mesai saatinin bitmesini bekliyorlar.
Sonrasında aynı trafik çilesi. Akşam 8’de evdeler. Yorgunluk, açlık derken en fazla 1-2 saatini ailelerine ayırmaya çalışıp yatıp uyuyorlar.
Bunu haftanın 5 günü yapıp, 2 gün tatil yapabilenlere seviniyorum yine.
Cumartesi de çalışıp kendisine sadece pazar günü kalanlara acıyorum.
Tasarım, yazılım gibi işlerde çalışanlar için tamamen uzaktan çalışma olmasa da haftanın bazı günleri ofise gidilen, diğer günler uzaktan çalışılabilen hibrit çalışma olmalı. Tabi Türkiye’de ”sana maaş ödüyorsam şu saatten şu saate kadar buraya geleceksin” düşüncesi hakim olduğu için bu sisteme adapte olmak çok zor.
Oysa her gün boş yere harcanan saatler ve enerji, iş için daha verimli bir şekilde kullanılabilir.
Bilgisayar başında çalışan birçok kişi tarafından göz ardı edilen bir şeydir monitör.
Panel tercihi, boyutu ve çözünürlüğü doğru seçilirse hem sağlığınızı hem de iş performansınızı olumlu olarak etkileyecektir.
Ben uzun yıllar 27 inç Asus IPS monitör kullandım. Sonrasıda o bozulunca LG’nin 34 inçlik 21:9 ölçüsünde olan 27 inçlik geniş monitörünü tercih ettim. İkisi de IPS paneldi. Monitör parlaklıkları 250 cd/m2 idi. Şu anda günlük kullanım için bu parlaklık seviyesi ideal olsa da, tasarım, fotoğraf, video işleri için en az 300-350 cd/m2 parlaklıktaki monitörleri tercih etmenizi öneririm.
Sonrasında 27 inç iMac’e geçtim. 2K çözünürlükte ekranı var. 375 cd/m2 parlaklığı var.
Ayrıca Windows PC için 2K çözünürlüğü olan Asus ProArt’ın 27 inçlik monitörünü aldık. 350 cd/m2 parlaklığı var.
Bu parlaklık oranı arttıkça, monitörünüzün parlaklığını-ışığını o kadar arttırabilirsiniz demektir. Bu, aydınlık çalışma ortamlarında ekranı daha net görmenizi sağlamasının yanı sıra, renkleri daha doğru ve daha canlı görmenizi de sağlar. Tabi monitörünüzün parlaklık ayarını kullanarak bu parlaklığı istediğiniz kadar düşürebilirsiniz. Her zaman %100 ayarlarda kullanmıyorum. Genelde %50 seviyelerinde kullanıyorum ve özellikle renk seçimi yapacağım zamanlarda %100’e getiriyorum.
Ayrıca boyun, sırt ve göz sağlığınız için çalışma masanızın ve sandalyenizin yüksekliği; sizin boyunuz gibi faktörleri göz önüne alarak monitörünüzün yüksekliğini ayarlamayı ihmal etmeyiniz. Monitörünüzün yükseklik ayarı var ise oradan ayarlayabilirsiniz. Yok ise monitör yükseltici veya monitör kolu kullanabilirsiniz. Geçici bir çözüm olarak kitap vb. şeyleri de kullanabilirsiniz.
Web sitesi tasarım ve geliştirme süresinin ne kadar olacağı, müşteriler tarafından hemen hemen her proje öncesinde haklı olarak bize sorulur. Ancak bu sürenin kesin olarak önceden belirtilmesi zordur. Çünkü projeyi etkileyen pek çok değişken ve aşama bulunur. Tahmini bir süre aralığı verilebilir ama bu da proje detayları konuşulduktan sonra yapılmalıdır.
Bu maddeleri ilerleyen günlerde detaylandıracağım.
Ayrıca Süreci Yavaşlatan Etkenler konulu bir yazım da olacak.
Çoğu zaman tam anlamıyla bir kaostur. Eğer farklı departmanlar aynı açık ofis alanını paylaşıyorsa, bu kaos daha da katlanacaktır. Ofiste ses asla bitmez; sürekli bir hareketlilik ve koşturmaca hakimdir.
Tasarımcılar ve yazılımcılar ise, konsantrasyonlarını koruyabilmek için kendilerine ait, sessiz bir alan ararlar. Tıpkı kediler gibi. Çoğu zaman yalnız kalmaya ve köşelerine çekilmeye ihtiyaç duyarlar. Ne yazık ki açık ofis ortamı, bu ihtiyacı karşılamakta çoğu zaman yetersiz kalıyor.
Bu yüzden, tasarımcılar ve yazılımcılar açık ofislerde genellikle daha çabuk tükenir ve üretkenliklerini kaybederler.
28 Haziran 2025’te bu konudan Youtube özelinde bahsetmiştim. Instagram ve Twitter gibi mecralarda da durum bu şekilde. Faydalı içerikler o kadar azaldı ki, geçmişte işi ile alakalı içerik üreten birçok kişi hesaplarını kapattı veya artık paylaşım yapmıyor.
İnsanlar bu tür içeriklere ilgi göstermiyor. Böyle olunca, kaliteli ve özgün paylaşımlar yerine anlamsız ama eğlenceli veya tartışma odaklı içeriklere bırakıyor. Faydalı içerik üreticileri bunun sonucunda motivasyonlarını kaybedip bu platformlardan uzaklaşıyor.
Günümüzde bilgi ve deneyim içerikli paylaşımların azalması, mesleklerinde gelişmek isteyenler ve ilham kaynağı arayanlar için ciddi bir boşluk oluşturuyor.
Yine de ben, elimden geldiğince deneyimlerimi paylaşmaya ve bu alanda içerik üretmeye devam edeceğim.
Evden 1 saatten daha fazla süre ayrılacaksam mutlaka dizüstü bilgisayarımı yanıma alıyorum.
Uzaktan çalıştığım firmanın acil bir işi olabilir veya web sitesi hizmeti verdiğim müşterilerimin web sitelerine acil olarak müdahale edilmesi gerekebilir.
Şehir dışına çıkacağımız zaman çantamda dizüstü bilgisayarım ile beraber birkaç şey daha alıyorum.
Çanta olarak genellikle tekerlekli sırt çantamı tercih ediyorum. Bunu Temu’dan almıştım. 1 senedir kullanıyorum ve çok memnunum.
Daha önce de bahsettiğim bir konu.
Web sitenize girildiğinde, sayfa içeriğinin gözükmesi 2 saniyeden kısa sürede olmalıdır. 3. saniyeyi ise kesinlikle geçmemelidir. Sayfalar arasında gezerken de bu süre korunmalıdır. Bu sürenin uzaması, web sitenizin ziyaretçilerinin sitenizden çıkmasına ve firmanız hakkında olumsuz bir deneyim yaşamasına sebep olacaktır.
Peki bunu siz nasıl test edebilirsiniz? Hem bilgisayardan hem de mobil cihazlardan denemelisiniz. Çünkü web sitenizin masaüstü ve mobil görünümleri arasında farklılıklar olacaktır. Bunu test etmenizinen kolay yolu, bilgisayardaki ve cep telefonunuzdaki tarayıcınızın geçmişini tamamen temizlemek veya yeni bir tarayıcı indirip onunla denemektir.
Gtmetrix gibi kullanabileceğiniz çeşitli araçlar da mevcuttur ama ücretsiz olarak yapabilecekleriniz kısıtlıdır. Benim yazdığım yöntem ile, web sitenizi ziyaret eden birisinin gözüyle sitenizin açılış hızlarını görebilirsiniz.
Gezindiğim web sitelerinde zaman zaman tasarım ya da yazılım hataları görüyorum. Böyle durumlarda ekran görüntüsü alıp firmaya bildiriyorum. Çünkü bu tür hatalar, yoğunluk içinde gözden kaçabiliyor.
Ne var ki geri dönüşlerin sayısı oldukça az. Bu benim için çok sorun değil. Asıl üzücü olan, e-postanızın iletilmiş, okunmuş olması ama aylarca — hatta yıllarca — hiçbir düzeltmenin yapılmaması.
Örneğin: Türkiye genelinde yüzlerce bayisi olan bir firma, 1 yılı aşkın süredir web sitesinde SSL sertifikası kullanmıyor.
İşin ironik tarafı şu: Acaba 2 yıl önceki bir toplantıda “SSL sertifikasını protesto edelim!” gibi tarihi bir karar mı alındı?
Bu tür aksaklıkların arka planında çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, bilgi akışındaki kopukluklar, yoğunluk ya da ihmal gibi etkenler yer alıyor.
Üstelik birçok durumda üst düzey yöneticilerin bu teknik detaylardan haberdar olmadığını da görüyoruz.
Ben, profesyonel olarak web sitelerini detaylı biçimde analiz ediyor ve her proje özelinde kapsamlı raporlar sunuyorum. Bu sayede, firmaların dijital vitrinleri olan web sitelerinde hem güvenlik hem de kullanıcı deneyimi açısından iyileştirmeler yapılmasına katkı sağlamayı amaçlıyorum.